YAZARLAR

Bizde asker doğulur

O zaman size 15 Temmuz’u hatırlatmak isterim. Biz Anadolu insanları bir elin beş parmağı kadar birbirimizden farklı görünebiliriz. Ama unutmayın, beş parmak avuçta birleştiğinde kocaman bir yumruk olur.

Yıl, 1877-1878 ler çünkü anlatan sözlerine, büyük dedem 93 harbinde, şeklinde başlıyor. Aile içerisinde  anlatılarak günümüze kadar gelen hikaye şöyle.

O tarihlerdeki Osmanlı - Rus savaşı için memleketin bütün bölgelerinden gençler silah altına alınıyor.

Hasan Efendi de genç, bir gözü hiç görmüyor, diğer gözü ise sadece kendine yetecek kadar. Doğal olarak askere alınmamış.

Asker olmak istediği konusunda ısrar etmesine rağmen, memleketindeki şube göz problemi nedeniyle isteğini reddetmiş.

Hasan Efendi klasik Karadenizli. Yani inatçı.

Sen komutansan, senin de komutanın var, deyip, günümüze göre söylüyorum, İlçe’den kalkıp İl’e gitmiş.

Orada da cevap aynı. "Senin görüşün asker olmak için yeterli değil."

Israrlarına yine karşılık bulamayan Hasan Efendi kışlanın önüne çıktığında İstanbul’un ne kadar uzak olabileceğini hesaplamış.

Çok uzak olduğuna karar verince, kışlanın bahçesine gözüne kestirdiği bir ağacın altına heybesini koyup oturmaya başlamış. Bekleme günlerce sürmüş.

Önce heybedeki yiyecek tükenmiş,sonra askerlerin kendisine verdiği yiyecekler komutan emriyle kesilmiş.

Elbette ki amaç, Hasan Efendiyi yıldırıp evine dönmesini sağlamak.

Olayı nöbetçiler vasıtasıyla gün gün takip eden komutan, bu adam açlıktan ölecek düşüncesiyle, odasına getirtmiş.

Komutan hiddetle Hasan’a: “Sen deli misin, divane misin be adam,” diyerek çıkışmış. Hasan Efendi, kafa yerde : “Asker olacağım komutanım,” cevabını vermiş.

-       Oğlum senin tarlan yok mu? Git mısır ek. Ordumuzun mısır ununa da ihtiyacı var.

-       Allaha şükür, anam sağ, ellerinizden öper hanımda topraktan anlar, onlar eker komutanım.

 -       Ne güzel işte, sen de memleketine dön  onlara yardım et.

-       Ben asker olacağım komutanım.

-       Be adam, sen nasıl asker olacaksın? Gözlerin neredeyse hiç görmüyor.

-       ” Asker olamazsam, askere siper olurum.”

Diyalog bu şekilde bir süre devam ettikten sonra, komutan çıldırmanın eşiğine  gelerek, yanındaki askere; “Bana Mehmet Çavuşu bulun,” emrini vermiş.

 Sinirle odada dolaşan komutan, Borazancı Mehmet Çavuş gelince,

-        Mehmet, şu adam beni katil edecek al şunu götür ona Borazan çalmayı öğret. 

Bu Trabzonlu Bir ailenin  gururla anlattığı büyük dedelerinin askerlik anısıdır. 

Fırat’ın Doğusuna düzenlenmesi muhtemel askeri harekat öncesinde sizlerle de paylaşmak istedim.

Diyeceksiniz ki, o insanlar 150 yıl öncesinde kaldı. İnanın bana kalmadı. 

O insanlar yine her yerde. İspat mı istiyorsunuz?  O zaman size 15 Temmuz’u  hatırlatmak isterim.

Elbette ki savaş kötüdür. Elbette ki en son seçenek olmalı. Elbette ki bir tek askerimizin tırnağına zarar gelse içimiz kanar. Fakat bu topraklar okyanusun ortasındaki, dünyanın tepesindeki İzlanda değil.

Bu topraklar İnsanların 10.000 yıldır uğruna kavga ettiği Anadolu.

Yani, bu topraklar gerektiğinde ordumuzun caydırıcı özelliğini, gerektiğindeyse fiili gücünü kullanmak zorunda kalacağınız topraklar. 

İçinizde hemen yanı başımızda, ilerde bizim topraklarımızı da hedefleyen  terör devleti kurulmaya çalışıldığına İnanmayan var mı?  

Bence yoktur. PKK ile PYD’nin aynı terör örgütü olduğunu görmeyen  bir Allahın kulu var mı?

Sanırım oda yoktur. Peki, gerektiğinde savaşma dışında bir çözüm önerisi  var mı?

Laf olsun torba dolsun kabilinden fikirler hariç, yok.  

Sözümün bir kısmı, 12.000 km ötedeki uzağı göremeyen twitşörlere.

Bir kısmı ise onların içimizdeki yakını göremeyen destekçilerine.

Birileri bir yerlerde, silahla, terörle ya da siyasi mühendisliklerle bir şeyleri değiştirmeye çalışmış olabilirler.

Tamam kısmen de olsa başarıda göstermişlerdir. Ama bu topraklar, o topraklar değil.

Bu topraklar Anadolu.

Evet biz Türkler, biz Anadolu insanları bir elin beş parmağı kadar birbirimizden farklı görünebiliriz.

Ama unutmayın, beş parmak avuçta birleştiğinde kocaman bir yumruk olur.